Ankara'da gerçekleştirilen 8. Uluslararası Dirençlilik Kongresi'nde, afetlere dayanıklı şehirler oluşturulurken teknolojinin, toplumsal farkındalığın ve kurumlar arası koordinasyonun taşıdığı önem değerlendirildi. 8.
Uluslararası Dirençlilik Kongresi, Ankara'da yapıldı. Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Kongre Merkezi'ndeki programa katılan AFAD Başkan Yardımcısı Cengiz Gevrek, kongredeki konuşmasında dirençlilik kavramının yalnızca doğal afetleri kapsamadığını belirtti. Gevrek, afet meydana gelmeden önce ortaya çıkan yapısal çökme ve benzeri olayların da risklerin önceden tespit edilmesinin gerekliliğini gösterdiğini ifade etti.
Teknolojiden afet risklerini öngörme, müdahaleyi koordine etme ve toplumsal bilinci yükseltme amacıyla etkili biçimde yararlanılması gerektiğini vurgulayan Gevrek, bunun önemine işaret etti. Türk Kızılay Başkanı Fatma Meriç Yılmaz da açıklamasında, afetlere hazırlığın yalnızca afet sırasında değil, afet öncesinde alınan tedbirlerle mümkün olduğunu söyledi ve toplum bilinciyle kişisel sorumluluğun önemini vurguladı.
Yılmaz, 2025'te 7,2 milyon kişiye afet farkındalık eğitimi verdiklerini, 2026 yılı için hedeflerinin 10 milyon kişiye ulaşmak olduğunu açıkladı. ODTÜ Rektörü Ahmet Yozgatlıgil de kongrede yaptığı konuşmada, afetlere dirençli kentler kurabilmek için yapı güvenliği, altyapı, kurumsal hazırlık ve toplumsal dayanışmanın birlikte değerlendirilmesi gerektiğini dile getirdi.
Afetlerde meydana gelen kayıpların daha güvenli kentler inşa etme sorumluluğuna çevrilmesi gerektiğini belirten Yozgatlıgil, afet öncesi hazırlıklar ile yatırımlara öncelik verilmesi çağrısı yaptı.
"İklim değişikliği artık bir sonraki sene iklim krizine döndü"
Dirençlilikten söz ederken aslında toplumsal dirençliliğe işaret ettiğini belirten Türk Kızılay Başkanı Yılmaz, "Biz sürekli afet sırasında ödediğimiz bedellere yoğunlaşıyoruz; yıkılan yapıları, yaşamını yitiren insanları ve ortaya çıkan mağduriyetleri hep o afetle ve o bedelle bağlantılı görüyoruz. Halbuki söz konusu bedel çok daha önce birikmeye başlıyor.
Hatalı bir imar kararında, ertelenen bir güçlendirme işleminde, bilinçlenmediğimiz, öğrenmediğimiz, kendimiz ve güvenli yaşamımız adına yerine getirmediğimiz işlerde birikiyor. Acaba kaçımız kendi evimizde güvenli yaşam açısından eşyaların sabitlenmesi konusunu çözdük? Bunca konuşuyoruz; topluma sorduğumuzda kaç kişinin afet çantası hazır?
Bunları yıllardır dile getiriyoruz. Bu yıl söylediğimiz gibi, kongrenin artık sekizincisi düzenleniyor. İlk yapıldığı dönemi de hatırlıyorum.
O zaman iklim değişikliğini konuşuyorduk. Henüz 6 Şubat depremleri yaşanmamıştı. İklim değişikliği artık bir sonraki yıl iklim krizine dönüştü.
Aşırı hava olayları meydana geliyor. Zaten deprem ülkesiyiz. Ülkeleri, daha doğrusu şehirleri ve binaları dönüştürmemiz gerektiğini konuşuyorduk.
Ardından 6 Şubat geldi. Hâlâ pek çok 'keşke'miz bulunuyor. Bir yandan yıllardır bunları yapmamız gerektiğini söylüyoruz.
Evet, bir şehri dönüştürmek kolay değil, hiç kolay değil. Ancak ben bunu bir yolculuk ve süreç olarak tanımlıyorum. Bu süreçte bir taraftan yeni inşa ettiğimiz binaları dirençlilik kurallarına uygun şekilde yaparken, diğer taraftan dayanıklı olmayan yapı stokunu dönüştürüyoruz.
Fakat bir yandan da en önemli konunun bu olduğunu düşünüyorum ve sürekli altını çiziyorum: Kendimizi de dirençli hâle getirmemiz gerekiyor. Çünkü dirençlilik kavramıyla aslında topyekûn toplumsal dirençlilikten söz ediyoruz. İnsanların, ailelerin, mahallelerin ve şehirlerin dirençli olması bu kavramın en önemli bölümünü oluşturuyor" dedi.
"Kartalkaya'daki yangına odaklaşması büyümeyecek, bunları düşünmüyoruz"
İnsanların bir yandan doğal afetlerden ya da doğal olaylardan söz ederken, diğer yandan kendi hatalarıyla yüzleşmekten uzak durduğunu ifade eden Yılmaz, "Her şeyi dışarıda arıyoruz. Bir yangın çıkıyor. Bolu'daki, Kartalkaya'daki yangını hatırlayalım.
O yangında elbette birçok hatanın art arda geldiği bir durum var; fakat orada insanların yaptığı hatalar, yaşamını yitiren kişilerin gerçekleştirdiği hatalar en etkili unsurlar. Yangın sırasında aslında yerde sürünerek ilerlememiz, oksijenle teması kesmemiz ve kapıları açmamamız gerektiğini biliyor olsaydık, Kartalkaya'daki yangına odaklaşması büyümeyecek, bunları düşünmüyoruz.
Ya da sürekli depremden bahsediyoruz. Artık sellerle de karşılaşıyoruz ve eş zamanlı olarak, başa dönersek, 8-9 yıl önce iklim değişikliğinin iklim krizine dönüşeceğini söylediğimiz gelişmeleri yaşıyoruz. Mevsimler artık değişti; bir tarafta yangın çıkarken aynı dönemde sellerle mücadele etmeye çalışıyoruz.
Olumlu tarafı, çok güçlü kurumlarımızın bulunması. AFAD'ımız, koordinatör bir kurulumuz ve Türkiye Afet Müdahale Planımız var. Türkiye'de hazırlık konusunda yürüttüğümüz çalışmalar bulunuyor.
Ülke genelinde yaptığımız çalışmaların yanı sıra varlık özelinde kurduğumuz yönetişim sistemlerimiz de mevcut; ancak bunlar yeterli değil. Çünkü bu, sürekli devam eden bir yolculuk. Koordinasyonun daha iyi yapılması ve hayata geçireceğimiz çalışmalarla alacağımız tedbirlerin artırılması gerekiyor.
Bugün bilgi teknolojileri çağında, dirençlilik kavramına çok yakışan bir üniversitede, Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nde bulunuyoruz. Bilgi teknolojilerinin nerede konuşulabileceğini 100 kişiye sorsak, 90'ı belki ODTÜ derdi. Teknolojiler sürekli gelişiyor.
Erken uyarı sistemleriyle ilgili elimizde bulunan verilerin bilgiye dönüştürülmesi, bu bilginin kararlara entegre edilmesi ve doğru kararların alınabilmesi için teknolojilerin çok dinamik biçimde izlenmesi ve uygulamaya aktarılması gerekiyor" şeklinde konuştu.
"Farklı şehirlerin farklı afet riskleri var demiyorum"
Cumhurbaşkanlığı Yerel Yönetimler ve Afet Politikaları Kuruluna afet görevinin 28 Mart 2025'te eklendiğini belirten Yılmaz, "Bu tarihten önce kurul, 6,5 yıl boyunca Yerel Yönetimler Politika Kurulu olarak çalışmalarını sürdürüyordu. Sizce afet alanı neden yerel yönetimlerin bulunduğu politika kuruluna dahil edildi? Neden bunun için ayrı bir kurul oluşturulmadı veya başka bir politika kuruluna bağlanmadı?
Bunun tek bir nedeni var. Çünkü afetlerle mücadele yerelden başlamak zorunda. Bu mücadele topyekûn yürütülmeli.
Afet mücadelesi dediğimizde toplumu bilinçlendirmemiz, yerel yönetimlerin desteğini almamız ve gerektiğinde mikro bölgeleme çalışmaları yapmamız gerekiyor. Artık 'farklı şehirlerin farklı afet riskleri var' demiyorum; bunun da ötesine geçiyorum. Mahalle ve bina ölçeğinde daha mikro risklerin belirlenmesi, buna göre önlemlerin alınması ve çalışmaların bu doğrultuda yürütülmesi gerekiyor" ifadelerini kullandı.
"Dirençlilik denildiği zaman doğal afetler akla geliyor"
Dirençliliğin AFAD'ın da temel çalışma alanlarından biri olduğunu söyleyen AFAD Başkan Yardımcısı Gevrek, "Dirençlilik denince akla doğal afetler geliyor. Ancak ne yazık ki dün olduğu gibi sistemlerimize her gün Türkiye'nin farklı noktalarından yapısal çökme uyarıları ulaşıyor. Bunlar herhangi bir doğal afet yaşanmadan gerçekleşen olaylar.
Ölüm, yaralanma veya can kaybı olduğunda bunları haberler aracılığıyla duyuyorsunuz; ancak fark edilerek önceden boşaltılan ve kamuoyunun duymadığı çok sayıda olay da bulunuyor. Bu durum, bugünkü kongrenin ve burada sunulacak bildirilerin ne kadar değerli olduğunu bize hatırlatıyor. Aslında bugün burada değerli başkanımız Ali Hamza Pehlivan'ın bulunması ve sizlere hitap etmesi planlanıyordu.
Ancak yurt dışı programı nedeniyle kendisi, sevgi, saygı ve muhabbetlerini sizlere iletmemi istedi. Ben de kendisinin saygı ve muhabbetlerini aktarmak isterim" dedi.
"Her bir kayıp, yarım kalan bir hayatı, geride kalanlar için dinmeyen bir özlemi temsil ediyor"
ODTÜ'nün kuruluşunun 70. yılında düzenlenen kongrenin, üniversitenin bilimsel birikimini toplumsal ihtiyaçlarla buluşturma sorumluluğu bakımından ayrıca önem taşıdığını ifade eden Yozgatlıgil, "Eğitim ve araştırma çalışmalarımızın ülkemizin karşı karşıya bulunduğu sorunlara çözüm geliştirmesine ve toplumumuzun daha güvenli bir geleceğe hazırlanmasına katkı sunmasını çok önemsiyoruz.
Dirençlilik; toplumların karşılaştıkları tehlikelerin etkilerini azaltabilmesini, temel hizmetlerini sürdürebilmesini ve afetlerin ardından gündelik yaşamı yeniden kurabilmesini ifade ediyor. Bu nedenle yapı güvenliğini ve kent planlamasını, altyapının sürekliliğini, kurumsal hazırlığı ve toplumsal dayanışmayı bir bütün hâlinde değerlendirmemiz gerekiyor.
Değişen koşullara uyum sağlamak ve yaşanan tecrübelerden ders çıkarmak, bu yaklaşımın son derece önemli bir parçasını oluşturuyor. 1999 Marmara Depremi'nden 6 Şubat depremlerine kadar ülkemizin yaşadığı büyük felaketlerde hayatını kaybeden vatandaşlarımızı rahmetle anıyorum. Her kayıp, yarım kalmış bir yaşamı ve geride kalanlar açısından dinmeyen bir özlemi temsil ediyor.
Bu acıları sadece hatırlamakla yetinemeyiz. Onları daha güvenli kentler kurma ve afetlerin yıkıcı sonuçlarını azaltma sorumluluğuna mutlaka dönüştürmeliyiz. Çünkü dirençlilik, kaybettiklerimizi unutmadan benzer acıların bir daha yaşanmaması için bugün harekete geçmektir.
Bu nedenle müdahale ve iyileştirme kapasitemizi güçlendirirken, afetler meydana gelmeden önce alınması gereken önlemlere ve bu önlemleri uygulamaya koyacak yatırımlara öncelik vermeliyiz" ifadelerini kullandı.


